O…(Güllerin Efendisi..Aleyhi Ekmelü’t-Tehâyâ)

Şu anda nelerle meşgulsünüz, neleri dert ediniyor yahut nelere teşne duruyorsunuz, bilmiyorum.

 Belki sanat, belki siyaset, belki davalar, yargılamalar, ekonomik meseleler. Kavgalar, gürültüler, hastalar, hastalıklar… Bugünlük çıkın hepsinin dışına ve bir sevinci hissedin. Bu sevinç üzerimize bir kutlu bahardan yayılsın. Derin bir nefes alın, içinize ferahlık dolsun. Bir ay boyunca tekrarlayın bunu, günün belli bölümlerinde, ve O’nu hatırlayın. Bu ayda doğduğunu, dünyaya getirdiği müjdeyi ve güzelliği hatırlayın. Hatırlarken O’nu anın ve eşiğine günde hiç olmazsa belli miktar salat ve selam arz edin. Şiirler okuyun, O’nu anlatan; kitaplar karıştırın, O’ndan bahseden… Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı zengin etkinliklere yol uğratın; Ayasofya’da açılan Hilye sergisine gidin mesela. İnsanlara O’nu andıracak hediyeler verin, O’na giden yollarda yürüyün. Bir ay olsun hayatınıza O’nunla anlam katın, O’na yönelip ilhamlar devşirin. O’nu bilin, tanıyın… Aşağıdaki satırları, O’nu tanımak adına, sizinle daha önce de paylaştım ve şimdi yeniden hatırlayalım diye Hakani’nin Hilyesi’nden derliyorum:

O benim efendim;

“Saçı fazla uzun olmazdı ve tam kıvırcık denilmeyecek derecede dalgalı idi. Saçını ortadan ayırır ve dört bölük halinde; ikisini omuzlarına, ikisini de kulaklarına doğru bırakırdı. Bu saçlar, misk gibi siyah renkli ve güzel kokulu idi.

Her iki mânâda alnı açıktı. Bu alın genişçe ve buğday renkli idi. Ortasında daima bir nur parlardı.

Yüzü değirmi idi. Ona dikkatle bakılamazdı. Çehresi ayın on dördü gibi parlardı. Dolgun veya şişman olmadığı gibi kuru ve zayıf bir yüz de değildi. Yanakları ne etli ne de çöküktü.. Öfkesi ve memnûniyeti, yüzünden anlaşılabilirdi.

Uzun, ince ve hilal kaşlı idi. Kaşlarının ucunda kıvrım vardı. İki kaşı arasında tüy yok idi ve bembeyaz görünürdü.

Kirpikleri siyah ve uzun idi.

Gözünde ezelden bir sürme mevcuttu. Beyazı katı beyaz; karası kapkara idi. Baktığı zaman karşısındaki kişi nazarına dayanamaz ve gözlerine dikkatle bakamazdı.

Burnu mütenasip idi. İki kaşına yakın olan kısmı bir parça yüksekçe idi. Koku almakta çok hassastı.

Ağzı ne çok büyük; ne de çok küçük idi.

Dişleri aralıklı olup üst üste değildi. İnci gibi bembeyazdı. Konuşurken ön dişleri arasından bir nur çıkar gibi görünürdü.

Gülüşü tebessümden ibaretti. Kahkaha ile gülmekten hayâ ederdi. Ömrü boyunca hiç kahkaha ile gülmedi.

Çenesi yuvarlak idi.

Sakalı sık ve siyah idi. Ömrü boyunca sakalında yalnızca 17 kılı ağarmıştı. Her yeri aynı uzunlukta kesilirdi.

Boynu ve gerdanı bembeyaz idi. Boynu ne uzun; ne kısaydı.

Pazuları etli ve beyaz idi.

Omuzları genişti. Yassı yağrınlı olup yağrının ortası etli idi. Nübüvvet mührü iki kürek kemiği arasında ve sağ omzuna yakın bir yerde bulunuyordu. Bu mühür, siyaha çalan sarı renkte olup çeyrek altın büyüklüğünde bir ben idi.

Beden olarak ince yapılıydı. Göğsü ve karnı birbirine uygun ve aynı düzgünlükte idi.

Orta boylu sayılırdı. Göze çarpacak kadar kısa; dikkat çekecek kadar da uzun değildi. Orta boylu olmasına rağmen kendisinden uzun birinin yanında el ayası kadar uzun görünürdü. O kişi yanından ayrılınca yine orta boylu gösterirdi. Teni gül gibi kokardı ve yaşı ilerledikçe âdetâ tazelenirdi.

Yürürken hızlı yürürdü. O kadar ki ayakları altında yeryüzü dürülüyormuş gibi olurdu. Hayasından yokuş iner gibi önüne eğik olarak yürür ve etrafına bakınmazdı. Bir yere yöneldiği zaman bedeniyle birlikte döner, asla başını çevirerek bakmazdı. Başını çevirip bakmak insanı hayasız eylediği için onun bu tavrı ümmetine sünnet olmuştur.

Yolda birdenbire karşısına çıkıveren kişi ondan heybet duyar ve aciz kalırdı.

Konuştuğu kişiye güzel kokusu siner ve birkaç gün çıkmazdı. Bir çocuğun başını okşasa birçok günler çocuğun kokusundan, ona dokunduğu bilinirdi.

Etkili konuşması ile müşrikler Müslümanlığı seçerdi. Sözlerinde ruha ferahlık veren bir edâ var idi. Asla dedikodu ve malayâni konuşmazdı.

Giyecek olarak en çok beyaz; sonra yeşil rengi tercih ederdi. Yazın ince atlas kumaş; kışın yün giyerdi. Elbisesi asla gösterişli olmazdı. Ömrü boyunca aynı anda iki elbiseye birden sahip olmadı.

Kısacası yaratılış ve huyca ne o tam olarak kimseye benzer; ne de kimse ona benzeyebilirdi.

İskender PALA
17 Nisan 2012, Salı & Zaman Gazetesi

Reklamlar
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s