Mustafa Miyasoğlu’nun köşe yazısından…

İki Darbe Arasında

İskender Pala’nın yeni kitabını piyasaya çıkar çıkmaz edindim  ve benden önce oğullarım merakla okudular. Çünkü oğullarım onun
Kültür Üniversitesi’ndeki öğrencileridir…


Pek çok bakımdan gönlümde çok ayrı bir yeri olan ve kardeşim kadar
yakın bildiğim İskender Pala’nın bu kitabı, kendisinin de
önsözünde naklettiği eski bir şairin, "Elemin zikri de bir güne
elemdir"
mısraında olduğu gibi, insanda çok yakıcı hüzün tortusu
bırakıyor. Fakat her şeye rağmen okumalı ve kitabın anlattığı çok önemli
bir hayat tecrübesini iyi anlamalıdır. Türkiye’nin sivilleşme döneminde
olduğu günlerde yazılıp yayınlanmış bu kitap çok önemli.


Kitabı elime aldıkça yalnız 12 Eylül ile 28 Şubat süreci arasındaki
onun için çok çileli dönemi değil, benim de küçük yaşlarda bir askeri
okulda geçirdiğim günleri hatırladım… Tabii bir de İskender Pala’yı
tanıdığım 1978 yılından bu yana onunla karşılaşıp görüştüğümüz, sevinç
ve hüzünleri paylaştığımız, nitelikli çalışmalarla kendimizi
geliştirmemize katkısı olacak ilişkileri konuştuğumuz günleri
hatırlamamak elde değil. 30 yıldan fazla bir zaman…


Bütün bunların içinden süzülüp gelen bir duygu olarak şunu ifade
etmeliyim ki, bu kadar yıllık kardeşim İskender Pala’nın tanıdığım
kimliğine ve kişiliğine aykırı hiç bir tavrı olmadı. Bu dönem içinde bir
ihtilal ve iki darbe dönemi yaşandı ve pek çok insan kötü savruldu.

İskender Pala talebe olduğu günlerde Yeni Devir gazetesinde
musahhihlik yapmış, sonra da Edebiyat Fakültesi’nde kütüphane memuru
olarak çalışmıştı. Eski edebiyatımıza merakı, onu daha öğrenci olduğu
günlerde gazetede Ramazan gibi bazı vesilelerle gazel şerhleri
yayınlamasına imkân veriyordu,İskender Pala’nın liseden edebiyat
öğretmeni olan rahmetli M. Akif inan’ın da gazetede yazıyor olması ona
daha çok güvenilmesine yol açıyordu.


Böylece herkes genç yaşta onu sevmiş ve iyi işler yapacağına
inanmıştı. Kürsü başkanı yüzünden asistanlık yolu kapanınca, Deniz
Kuvvetleri’ne edebiyat öğretmeni olarak girmeyi düşünüyordu.

Dost çevresinde yalnız ben İskender Pala’nın TSK’ya girmesini
tavsiye etmemiştim, çünkü eski edebiyat sevgisiyle büyümüş ve doktora
yapma çabasında olan bir gence kışla havası hiç uygun değildi. Kısa
dönem askerliğini yaptıktan sonra kışla havasını severse tezkere
bırakması daha iyi olurdu ve bir süre sonra oradan kaçarcasına
uzaklaşacağına emindim. Fakat yaşanmadan bilinmeyen bir kader onun
TSK’ya girmesine ve orada pişmesine yol açtı.


Bir gün İskender Pala ile karşılaşıp da TSK’da geçen günlerini
sorduğumda, gülümseyerek şunları söylediğini hatırlıyorum: Manasız
disiplin kurallarıyla benim canımı sıkıyorlar, ben de bunun acısını gece
gündüz çalışıp yazılar ve kitaplar yazarak çıkarmaya çalışıyorum…

İskender Pala’nın bugün 70 civarında olan ve her biri defalarca
basılan kitaplarını nasıl bir duygu ile yazdığını ve Divan şiirini
sevdirmeyi ansiklopedisinden romanına kadar her dille neden ifade
ettiğini en iyi anlatacak bir açıklamanın bu olduğunu sanıyorum. Çünkü
Bahriye, yani Deniz Kuvvetleri Kara ve Hava Kuvvetleri’ne göre biraz
kıyıda kalmış gibi görünür, ama pek çok bakımdan önemlidir. Tarihimizde
Bahriye, Barbaros’tan beri bizim için önemlidir.


Bunu açıklayacak unsurlardan bir kaçını sıralayalım: Abdülaziz’i
tahttan indiren darbeyi oluşturan üç kişiden biri Kayserili Ahmet Paşa
Kaptan-ı Derya’dır ve Servet-i Fünun’un iki romancısından biri olan
Mehmet Rauf Bahriye subayıdır. Nâzım Hikmet ile Necip Fazıl da Bahriye
Mektebi’nde okumuşlardır ve devre arkadaşları Fahri Korutürk
Cumhurbaşkanı olmuştur. 28 Şubat darbesinde Deniz Kuvvetleri Komutanı
Güven Erkaya’nın BÇG’si önemlidir ve mahkeme kararıyla rütbesi sökülen
ilk orgeneral, Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil’dir. Demek ki
iskender Pala’nın burada önemli görevler ifa etmesi sebepsiz değil.


Bir önsözle 15 yılı 15 ara bölümde ve iki de öncesi – sonrasıyla
anlatan kitabı özetleyerek merakınızı gidermek istemiyorum. Ben İskender
Pala’nın kitabında anlattıklarını çok çok önemli bir iç hesaplaşma
olarak görüyor ve bu ülkede yaşayan okur-yazar herkesin bu kitabı
okumasını tavsiye ediyorum. Telif ücretini kendisi gibi YAŞ mağduru
olanların kurdukları dernek ile yeni kurulan Divan Edebiyatı Vakfı’na
bağışlayan ebedi kardeşim ve kadim dostum İskender Pala’yı kutluyor ve
Türkiye’nin gerçekten sivilleşebilmesi için böyle hatıraların
konuşulmasının yararına inandığımı ifade ederek başkalarına da örnek
olmasını diliyorum
.

Anadolu’da Vakit gazetesi 15 Mart 2010 Mustafa Miyasoğlu’nun köşe yazısı…

Bu yazı Haberler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Mustafa Miyasoğlu’nun köşe yazısından… için 1 cevap

  1. Unknown dedi ki:

    kitabı okudum. tamda beklediğim şeyler yazıyordu. ama eminimki yazılanların kat kat fazlası yaşanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s