Kalkın ey aşıklar, göklere dogru yükselelim! Dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim.

               Divan-ı Kebir’den Seçmeler…

* Kalkın ey aşıklar, göklere dogru yükselelim! Şu yaşadığımız dünyayı gördük anladık, bir de gideceğimiz o dünyaya
varalım.
• Hayır, hayır şu iki dünya bahçesi de güzel, ikisi de hoş. Biz, bu ikisinden de hem dünya bahçesinden, hem de ahiret
bahçesinden vazgeçelim de, bahçıvanı arayalım, bulalım, ona dogru gidelim.
• Daglardan koşup gelen sel gibi secdeler ederek, basımızı taştan taşa vurarak, denize kadar gidelim. Denize
kavuştuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi, el çırpa çırpa koşalım, yürüyelim.
• Şu kederlerle dolu alemden, bu yas aleminden düğün dernek alemine, neşe alemine sefer edelim. Yüzleri sarartan
bu ızdırap dünyasından uzaklasalım da, yüzümüze kan gelsin, can gelsin.
• Alçalma, insanlığımızı kaybetme korkusundan yaprak gibi, dal gibi titreyerek, yüregimiz çarparak aman yurduna,
kurtuluş yurduna varalım.
• Zaten gurbetteyiz. Dertlerden, kederlerden kurtulmamıza bir çare yoktur. Toprak yurdunda yola düşmüşüz. Günah
tozlarından silkinip kalkmamız mümkün degil!
• Şu dünyada gördügümüz güzellikler, şekiller, suretler kendisini gizleyen, büyük bir sanatkarın, bir ressamın varlıgını
ispat etmektedir. Biz kem gözden gizli, izi belirmeyen ressama varalım.
• İnsanlık yolu, hakîkat yolu belalarla dolu bir yoldur. Fakat yol gösterenimiz aşk oldugu için bizim korkumuz yok!
Çünkü aşk, bu yolda nasıl gidecegimizi bize öğretiyor. Yusuf’un sevdasıyla,
• Canımızı dünya sevgisinden, nefsin isteklerinden temizleyelim, bir ayna haline getirelim de Yusuf’un eşsiz güzelliğine
bir armağanla gidelim.
(c.III, 1713)

   Dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim.
• Gel de, birbirimizle candan konuşalım, kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleşelim!
• Gül bahçesi gibi dudaksız, dişsiz gülelim, düşünce gibi dudaksız, dilsiz görüşelim!
• Akl-ı evvel mertebesinde Hakk’ın varlıgının idraki içinde, dünyanın sırrını ağzımız kapalı olarak ta sonuna kadar
söyleyelim!
• Hiç kimse, kendi kendisiyle apaçık sesle konuşmaz. Mademki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden
birbirimize seslenelim!
• Sen, nasıl olur da eline tut dersin? O, el senin midir? Mademki elimiz bir ellerimizin de bir oldugundan bahsedelim.
• El, ayak gönlün hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleşelim.
(c. III, 1540)

                       MEVLANA
    
    Şefik Can – Divan-ı Kebir’den seçmeler…

Bu yazı Kitaplar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s