Sevgili BARIŞ MANÇO anısına!..

                                                
   
Kurumuş bir çiçek buldum mektupların arasında
Bir tek onu saklıyorum onu da çok görme bana
Aşkların en güzelini yaşamıştık yıllarca
Bütün hüzünlü şarkılar hatırlatır seni bana

Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca
 
     BARIŞ MANÇO 

    

Ayine-i İskender

         
          -BİR GÜN GÖÇTÜN GİTTİN-

          Bu yazı bir mersiye (ağıt) değil, bir güzelleme olsun istiyorum. Çünki güzelliklerin musikiye yansıyan yüzüydü o. Hüznü de coşkuyu da, sevinci de, kederi de, hicranı da, vuslatı da onun şiirlerinden ve ezgilerinden süzmeniz mümkündü. Bir yiğit adamdı ve "Yaz dostum, selam almayana yiğit denir mi?" diye soruyordu yüreklilikle. 65 milyonu kuşatan selamını bütün yüreğiyle vermişti; ve herkes o selamı canla başla aldı. Her ideolojiye aynı derecede uzak; her fikre aynı derecede yakındı. Hayatını san’at ve estetik üzerine kurmuştu. Bu bakımdan ben onu hep bir bilge sanatçı olarak düşündüm. "Belli ki gittiğin yerden kara haber var" mısraını, kaybolmuş bütün güzellerimiz, bütün güzelliklerimiz adına okumak mümkündü. Hele o, "Kurban olam.." diye geçit istediği sıra sıra dağlardan hangimiz sevgilimizin geleceğini düşlemedik; yahut hangimiz o dağların ardında kalan sevgilerimizi düşünmedik?

       
        Saymaya kalksam kaç tanesini hatırlayabilirim, bilmiyorum. Ancak onun şarkılarının her birerlerinde beni çeken bir özge musiki, bir özge ses mutlaka bulunurdu. En rafine şarkıları benim için o hazırlamıştı sanki. Hemen her şiirinden bir gizli hüzün duyduğumu itiraf etmeliyim. Benim için onun bütün dizeleri tarihten izler taşıyordu çünki. Atalarımızın dilinden, folkloruna; kültüründen, mistisizmine kadar geniş bir yelpazede o en yerli kahramandı sanki. Nitekim Gülpembe’yi dinler yahut Süper Babaanne’nin macerasına dalarken, nağmelerin arasında hep kendimizden bir şeyler hissettik milletçe. Unutamadım ile hepimizin gizli dünyasını ısıttı, ışıttı. Artık yalnızca müzelerde görebildiğimiz Halhal’ı yeniden kadınlarımızın takıları arasına katarken de bizdendi o. Kurban olduğu tatlı dille "Aynalı kemer ince bele" derken "Seher vakti vurulduğu" kadim zaman güzellerini hatırlamayanımız kaldı mıydı hiç? Ya o romantik müziğe bindirilmiş şu içli sözler hangimize klasik çağların unutulmuş sevdalarını yaşatmadı?
İki küçük kol düğmesi

Bütün bir aşk hikayesi


Gündemden çıkmak üzere olan ata sözlerimizi ve deyimlerimizi sık sık tekrarlamasının altında bilinçli bir yerlilik ruhu vardı. Gerçi Çelebi’liği tescilliydi; ama "Ali yazar Veli bozar / Keskin sirke küpüne zarar", yahut "İşte hendek işte deve / Ya güdersin ya gidersin (Ya atlarsın ya düşersin) // İşte Halep işte arşın / Ya aşarsın ya biçersin" gibi dil yadigarlarını seslendirdikçe, gözümün önüne hep Fatih devrinde yaşamış usta dilci ve şair Necati Bey gelirdi. Gerçi bu da şairdi, şiirinin gücünü de Türk diline olan hassasiyetinden alıyordu; ama her yeni bestesinde şiiri mi kuvvetli; yoksa müziği mi diye beni düşündürmüştü. Öz melodiyi öz dil ile yoğurdu. Halktan hiç kopmadı, bilakis onun değerlerine, duyarlılıklarına, folkloruna, efsanelerine önem verdi.

Giydiği kaftanlar, parmaklarını dolduran yüzükler hep bir amaç için vardı. Batı enstrümanlarını kullanarak doğunun en gizemli şarkılarını besteledi. "Bir ben var ki benim içimde, benden öte benden ziyade" derken Yunuslayın konuşuyor; "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi" derken, kılıca olduğu kadar söze de hükmeden Muhteşem Süleyman’ın görkemiyle haykırıyordu. Hele "Gesi Bağları’nda bir top gülüm var" derken tam bir Türkmen kocası idi.

O Osmanlı idi ve en son bestesini Osmanlı için yapmıştı.

O 700 yıldan süzülen bir alp erendi.

Velhasıl o bir bilge sanatçıydı ve şimdilerde tam tersi yaşansa ve bağa destursuz girilse de değişmeyen gerçeği, şu dizelerde keramet gibi duran, adına yakışır "Barış" mesajını şöyle dillendiriyordu:

Dost elinden "Gel!" olmazsa varılmaz

Rızasız bahçenin gülü derilmez

Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez

Gönülden gönüle gider yol gizli gizli

"Simsiyah gecenin koynundayım, yapayalnız" dizesini söyleyen de; hemen ardından "Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor" diyen de o idi.

Ve o türküler şimdi,

Güz yağmurlarıyla, bir gün göçtün gittin, demekte. Allah rahmet eylesin.

DEYİMLERİMİZ

    Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

Önce şu mısraları okuyalım:

Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile

Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
          Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın kolunu
          Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
          Yaz tahtaya bir daha / Tut defteri kitabı
          Sarı Çizmeli Mehmet Ağa / Bir gün öder hesabı
          Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Çizmeli’nin hikayesi şöyle:
          Sarı çizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi uşağını çağırıp tembih etmiş:

– Bak a efendi! Aydın’dan Mehmed Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için 14 akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.

Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuta başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslenmiş:

– Mehmed Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor.

Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmed olup Aydın’da kendisini Ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmed Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmed Ağa’nın adını yeniden yazarken diğer yandan uşağı paylamaya başlamış. Nihayet uşak,

– Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmed Ağa da. Seninkini yaz deftere bir daha!

Bu hikaye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirken "Sarı çizmeli Mehmed Ağa" deyimi kullanılmaya başlamış. Barış Çelebi’nin şarkısı dinlendikçe de asla unutulmayacaktır.

BERCESTE

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

                Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman)

        

                    04 Şubat 1999   İskender PALA  (Zaman Gazetesi)

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sevgili BARIŞ MANÇO anısına!.. için 1 cevap

  1. ozlem dedi ki:

    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.misali ellerinize yüreğinize sağlık.çoçukluğumuzu onun şarkılarıyla geçirdik dahası sebzeleri de onun sayesinde sevdik.unutmadığınız için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s