SUYUN –elem HALİ: GÖZYAŞI

Bir alev halinde düştün elime

Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

Orhan Seyfi Orhon

Hani Refref Süvarisi’nin sözüdür: ‘‘Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun.’’

            Gözyaşına ne diyebilirim ki!.. Dizi dizi şiir desem haksızlık olur; tane tane inci desem yetersiz kalır. Akın akın yabanlara giden de, uzak uzak sevdaları yakın eden de odur çünkü… Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek içindir o; sultanlar ayağına düşürmek içindir.

            Bütün boşluklarını o doldurur ömrümüzün… Söylenmedik sözler yerine o vardır yanımızda. Sevdaya dair yeminlerden sonra ve gülleri saran dikenlerden önce o vardır. Zamandan geriye düşmüş acılar için, manada biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda, ve Güzeller Güzeli’nden vuslat müjdeli selamlarda hep o vardır, hep o vardır…

            Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tövbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Bir gözyaşı, bir cevherdir, ateşten kaynayan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan. Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler… Fazilettir, diyettir… Bu yüzden denilir ki, gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

            Şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır, şehrazat acılarını gözyaşıyla anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır okuyan ve toplasanız gözyaşlarını âşıkların, dalgalı bir deniz olur. Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda akarsa tomur tomur mercandır; ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir heyecandır.

            Ağlamayı ibadet sayan bir medeniyetin çocuklarıyız biz. Çünkü ağlamak Hakk’a tevazu göstermenin şiddet halidir. Üstelik tıbben de yararlıdır. En azından ülserin koruyucu hekimi sayılır. Ağlama esnasında gözyaşıyla birlikte salgılanan ‘‘lyzozyme’’ adlı maddenin vücuttan atılması sağlıklıymış. Aksi takdirde kanda kalırsa mideyi tahriş edermiş. Ve kadınlar sık ağladıkları için pek ülser olmazlarmış.

      Şaire kulak verelim yine:

           Tohumu eken bilir

           Gözyaşın döken bilir

           Gül kadrin diken değil

           Çileyi çeken bilir

      Ve Karacaoğlan’ı analım o muhteşem dizesiyle:

           Değirmenler döner çeşmim yaşından

      Sonra da Asaf Halet’in ‘’He’’ trajedisine kulak kabartalım:

          Vurma kazmayı, Ferhâaaad, He’nin iki gözü iki çeşme, Âaah (…)

          Kasrında şîrîn de böyle ağlıyor, Ferhâaaad

Dört Güzellerİskender Pala

Bu yazı Iskender Pala içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

SUYUN –elem HALİ: GÖZYAŞI için 4 cevap

  1. N'olur dedi ki:

    Keşke Seninle Daha Önce Gelseydik Buraya. O Zaman Beni Daha İyi Anlayacaktın. Dervişlerin Zamanı Yeni Başlıyor Dediğimde Onlar Menkıbelerde Kaldı Demezdin Belki.Ve Benim Seni Neden Böyle Önemsediğimi Anlardın. Dervişlerin Dilinde Dua Yüreğinde Aşk Olur Derim Ya Sana. O Zaman Eskilerden Bir Dervişin Sözü Gelirdi Diline; Ölen Bedenindir Çünkü Aşıklar Ölmez…Cismim ; Gizli Sırların Hazinesidir , Derviş Bedenlerin Ruhudur , Güneş Gibi Ayan Beyandır Ama Görünmezdir , Gönül Yolcularının Rehberidir , Aşıklar Meclisinin Mumudur …

  2. SeLvihaN dedi ki:

    \’\’ Isısı alınmış ateştir gözyaşı…\’\’\’

  3. Hakan dedi ki:

    \’İnsan\’ sevice başlar gözyaşı dökmeye. Kalbi o kadar hamdır ki, gönül bahçesindeki küçücük bir kıvılcım bile yanaklarının ıslanmasına yeter. Bilmez \’taze aşık\’ yolun daha başında olduğunu. Yolun uzun, meşakkatli ve imtihanlarla dolu olduğundan habersizdir. İlk kıvılcım ona farklı bir aleme geldiğini farkettirmiştir. \’Taze aşık\’ henüz yolun başında. Ham elma ağacın dalına ne kadar bağlıysa o da dünyaya o kadar bağlı. Ve etrafına bakıyor meraklı ama daha çok şaşkın. \’Taze aşık\’ şaşkındır çünkü hiçbirşey göremez. Önceleri bu alemin karanlık olduğuna hükmeder ama zamanla anlar, aslında kör olanın kendisi olduğunu. Ve anlar \’aşık\’ tek yapabileceğinin ağlamak olduğunu. Evet, \’aşık\’ mertebesine gelmiştir \’insan\’ ama hala üzerine güneş doğduğunda unutuverir aslında kör olduğunu. Ancak güneşin gurup etmesiyle başlar \’aşık\’ gözyaşı dökmeye Rabbinin rahmet kapısına serdiği seccadesine. \’Aşık\’ bütün gece ağlar bu kapının önünde belki açılır umuduyla. Ve seher vakti açılınca Rahmet kapıları, \’aşık\’ aşkın pazarına doğru koşar. Rahmet kapısı açılana kadar \’aşığın\’ Rabbinden duası hep Maşuktur. Ama rahmet kapısı açılıpta, "-İste ki vereyim ya kulum!" dediğinde herşeyi yaratan, \’aşığın\’ isteği aşk olur Rabbinden. Burası aşkın pazarı. Burada satılan candır aşk karşılığında. -Can kime satılır? Tabiki kim verdiyse ona. -Peki elma olgunlaşınca ne olur ona? \’Aşık\’ tereddüt etmeden verir canını Kudreti Sonsuza. Luftu sonsuz olanda \’AŞK\’ kılar onu tepeden tırnağa.

  4. rukiye dedi ki:

    "…Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan. Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler…" sudur ama gönül yanmadan akmaz kolay kolayyakarak yıkarböyle de temizlerçok güzel söylenmişteşekkürler..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s