”Azap” Lezzet Olunca….


Bir “erime anı”dır aşk; can ipinin yavaşça incelmesi ve sevgilinin görün(e)meyen yüzünde kopması…
Divan şiiri sevgisini kalplerde yeniden dirilten Prof. Dr. İskender Pala ile aşkın tarifsiz hallerini ve divan şairlerinin aşkı yaşayış tarzlarını konuştuk.
 
-Divan şairleri aşka ilişkin pek çok metafor kullanıyorlar. Bunlardan örnekler verebilir misiniz?
-Divan şairi aşkın has bahçesinde yaşayan kişidir. Onun için aşk, merkezdedir. En büyük divan şairlerinden biri olan Fuzuli, “aşık” olduğu söylenebilecek biri değildir. O aşkın tüm katmanlarını hayatının her evresinde yaşar; o aşka aşıktır, sevgiliye değil. Doğu ve Batı toplumlarında “aşka aşık olma” haline ilişkin kullanılan ortak metaforlar istiareler vardır. Bunlardan biri gül ile bülbüldür. Bülbülün gül karşısındaki tavrı, aşığın sevgili karşısındaki var oluşuna benzetilir. Bülbülün gül karşısında şakıması, aşığın sevgili karşısında inlemesiyle bir tutulur. Bülbülün bağrına kan oturması ise gülün renginden dolayıdır. Gülün bülbülü görmezden gelmesi ve kayıtsızlığı, melankolik kalp halini bize verir. Kalbin çeşitli oluşumları vardır ve bu oluşumlar her zaman aynı şekilde meydana gelmez. Bir zaman olur kalbin içine dünyaları sığdırırsınız, bir zaman olur kalbiniz size sığmaz olur. Divan edebiyatında kullanılan bu sembollerin kalbe yansıması aşkı çoğaltır.
 
Şairlerin gül ile bülbülden başka kendilerini özdeşleştirdikleri bir diğer metafor da mum ile pervanedir. Divan şiirinin ışığı mumun başında yanar, o ışığa düşen pervane de aşığın ta kendisidir. Bu benzetme doğuya ait aşk sembollerinin başında gelen bir anlayışı temsil eder. Aşk tekildir, iki kişilik değildir ve sadece bir kişiyi ilgilendirir; seveni…
Mum bir ışık yayar, bu ışık aşkın aydınlatılması manasına gelir. Bir şairin dediği gibi aşk ateşi önce maşuku sonra aşıkı yakar. Mum sevilendir ve etrafındaki pervane ona aşık olan kişidir. Aşkın oluşması bir bakışla yani tek bir kıvılcımla olur; işte bu kıvılcım mumun üzerindeki ateşi yakar. Daha sonra pervanenin mum etrafında dönüş süreci başlar. Tıpkı pervanenin mum ışığına giderek yakınlaşmak istemesi gibi aşık da tutkunu olduğu sevgiliye giderek daha çok yakınlaşmak ister…Ta ki mumun alevine dokunup kanadını yakıncaya kadar. Mum bu esnada kovalandıkça yakalanmak isteyen bir sevgili gibidir. Aşk, sevgili merkezli bir dönüşten ibarettir. Ne yapsanız, ne etseniz, ne okusanız ne yazsanız; yolunuz hep sevgiliye çıkar. Mumun alevinden etkilenip ona ilk dokunuşu yapan pervanenin yanan kanadı, azap içindedir. Azabın anlamı “acı, elem, ıstırap”dır ve bir diğer anlamı da “lezzet”tir. Aşığın tattığı bu acı, bir zaman sonra onun tabi hali olmaya başlar. Öyle bir nokta gelir ki pervane metaforundaki aşık, mumun alevinden aldığı şevkle iki kanadıyla ateşe sarılmak ister ve tamamıyla yanar. Bu benzetme, aşığın sevgili huzurunda can vermesi ile özdeşleşir; ve mumun bundan hiç haberi yoktur. Kaldı ki aşk, sevgili için olmaktır. Divan şairleri, “sevgili için can taşıyan aşıktır; canı için sevgili arayan ise menfaatperesttir” der.
 
-Divan şairleri insani aşkı ne boyutta yaşıyorlar?
-Aşkı, gökyüzündeki hilalin dolunay olması süreciyle eşitleyebiliriz. Hilal, aşkın oluşması esnasındaki ilk kıvılcıma benzer. İlk görüşte aşkta işlenen her zaman “göz” olmuştur; “Küçüksu’da gördüm seni, gözlerinden bildim seni” dizesi bunu en güzel anlatan dizelerdendir. Divan şairi o göze, iki kaş çizer, ardından süzme bir burun ve al bir dudak nakşeder zihninde. Şair, yine zihninden, hilal şeklinde gördüğü sevgiliye bir müddet sonra kişilik kazandırır ve zihnindeki bu sevgilinin nerede, nasıl davranacağını tahayyül eder. Tüm bunlar, çeşitli kurallarla belirlenmiştir divan şiirinde. Örneğin sevgili daima siyah saçlı, siyah gözlü ve siyah benlidir. Hiç bir zaman sarışın bir sevgili yoktur. Bu kurallar şairin fikirlerini gittikçe damıtarak inceltir ve öyle bir şiir zemini oluşur ki dil artık kendiliğinden şiire uygun bir hale gelir.
 
-Divan şairleri asıl mutluluğu başkalarının mutsuzluk olarak nitelendirdiği “hasret”te buluyorlar. Bunun hakkında neler söylersiniz?
-Divan şairiyle günümüz insanının dünyaları çok farklı. Modern çağda mutluluklar çok basite indirgenmiş durumda. Zira modern çağ gönlü ıskaladı. Şimdilerde mutluluk parayla elde edilebilen şeylerle ölçülüyor. Oysa mutluluk dediğimiz kavram soyuttur ve kalp ile zihnin ortak değerleri bize mutluluk olarak yansır. Yaşadığımız çağda mutluluk “lezzet”le ilgili, geçmişteki mutluluk ise “haz”la ilgiliydi. Yıllar geçtikçe maneviyat yerine maddiyat ön plana çıktı ve mutluluk anlayışı bu eksende dönmeye başladı. Birşeyi elde etmek için ne kadar fedakarlık gösterirseniz, elde ettiğinizde de o denli mutlu olursunuz. Oysa şimdi kimse, hiçbir şey için çok büyük fedakarlıklarda bulunmuyor; dolayısıyla mutlulular da anlık yaşanıyor.
Bir divan şiiri; “Pay’ın sadası gelse de sen hiiiç gelmesen” der. Yani “ayağının sesi gelse de sevgili, sen hiç gelmesen”…. Şair buradaki “hiç” kelimesini öyle uzun kullanır ki, okuyucu bu “hiç”in kıyamete kadar süreceğini düşünür. Divan şairi sevgilisinin sadece ayağının sesini dinleyerek aldığı hazla, kıyamete kadar yaşayabilecektir. Şairin sevgilinin sadece ayak sesini dinleyerek mutlu olması, sevgilinin gelmesini istememesi ise; gelmenin gitmeye yani ayrılığa bir yol olduğunu düşünmesindendir. Oysa şimdiki sevgiler için “gelsin, tükensin ve gitsin” deniyor.
Röportaj: Duygu Sarı-İstisnai.net’ten alıntıdır.

Bu yazı Iskender Pala içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

”Azap” Lezzet Olunca…. için 3 cevap

  1. Birgül dedi ki:

     
              Azap lezzet olunca ne güzel ;güzel bakabilmek ve düşünebilmek
    Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır…

  2. Pakize dedi ki:

     
     
    çok güzel olmuş. ellerinize sağlık

  3. yusuf dedi ki:

    Şüphesiz Aşk yaktıkça ruhu incelten ,benliği kül eden, insanı insan eden, hatta "İnsanı Kamil" makamına çıkaran bir Üstad ,bir Yüce Sultandır ne mutlu Hak Aşığı Olanlara.Aşkın odu ciğerimiYaka geldi yaka giderGarip başım bu sevdayıÇeke geldi çeke gider…Bülbül eder ah-ü figanHasret ile yandı bu canBenim gönülcüğüm ey canHakk\’a geldi Hakk\’a gider..Aşkın aşıklar öldürür aşk denizine daldırırTecelli ile doldurur bana seni gerek seniAşkın şarabından içem Mecnun olup yola düşemSensin dün ü gün endişem bana seni gerek seni

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s