Mevlana Anısına

      Gül,”çiçek”demektir ve bütün çiçeklerin şahı olduğu için biz onu gül olarak bilir,diğerlerini başka isimlerle anarız.Mesnevi de bir şiir formudur,ama bütün mesnevilerin şahım o yazdığı için Mesnevi deyince onun kitabını hatırlarız.Hani Molla Cami’nin,

            Men çe guyem vasf-ı an ali-cenab 

               Nist peygamber veli dared kitab

            dediği gibi.

”Ben o yüce yaratılışlı hakkında ne söyleyebilirim ki?!..Peygamber değildir ama kitabı vardır.”

            Selahaddin’den nöbeti Ahi Türkoğlu Çelebi Hüsamettin devralmıştı.O bir yandan Mevlevi topluluğunun hamisi,diğer yandan Mesnevi semasının yıldızı oldu ve Mevlana’daki birikimin kağıda dökülmesini sağladı.Ney ,kudüm ve şiirin Mevlana meclisinde raksa dönüşüp birbirini tamamlamasına o vesile oldu.Onun Şems ve Selahaddin’den sonraki çileli sükunu ve cezbesi artık fikir olgunluğuna yöneltmekteydi.Diyordu ki bir rubaisinde :"Sevgilinin aşkına tutulduğum ilk zamanlar feryadlarım komşularımı uyutmuyordu.Şimdi feryadlarım azaldı,aşkım arttı.Zira ateş alevlendiği zaman dumanı kalmaz.”Hüsameddin ondaki bu derinliği en iyi hisseden kişiydi.Günlerden birinde ona bir teklifte bulundu:

            -Sultanım !Gazel tarzında birçok şiirler tanzim buyurdunuz.Eğer Hakim Senai’nin İlahiname’si Attar’ın Mantıku’t –tayr’ı veya Esrarname’si gibi bir eser yazacak olursanız cümle aşıkların can yoldaşı olacaktırBundan böyle de aşıklar başkalarının sözlerinden ziyade sizin sofranızdan gönüllerini doyuracaklardır.

            Bu sözler üzreine Mevlana ,böyle bir kararı kendisinin de vermiş olduğunu söyleyerek sarığının arasından kağıt çıkarıp Çelebi’ye uzatır.Bu kağıtta müstakbel Mesnevi’nin ruhunu ve özünü teşkil eden on sekiz beyit yazılıdır ve Çelebi’ye oku der:      

           Bişnev in ney çün hikayet mi-kuned

              Ez cüdayiha şikayet mi kuned

              Süleyman Nahifi diliyle bu,

              Dinle neyden kim hikayet etmede        

              Ayrılıklardan şikayet etmede

   demekti ve o günden sonra bütün bir ömür Mesnevi ‘ye adandı. Hiç bir kitaba müracaat etmeden ve eline hiçbir vakit kalem almadan söyledi sonra Mevlana. Celebi yazmaya yetişemesede söyledi o. Geceler ve gündüzler boyu, evde ve yolda, dururken ve yürürken, durmadan dinlenmeden, dinlenmeden durmadan devamlı söyledi. Hüsameddin durmadan yazdı. Altı büyük ciltte toplam 25618 beyit aktı kalemin ucundan perakende sayfalara. Ciltler bir araya geldikçe birer önsöz konuldu başına .Konya’dan bir ışık yayılıyordu cihana .”Gel ,diyordu Mevlana gel,yine gel. Ne olursan ol yine gel. Putperest olsan da hristiyan olsan da gel”diyordu. Olduğun yerde olduğun gibi kal demiyordu, İslam’ın nuruna gel diyordu.”Burası umutsuzluk kapısı değil!”diyordu. Mevlana Allah’a çağırıyordu. Peygamber değildi ama Allah’a çağırıyordu. İlham ile çağırıyordu, samimiyetle çağırıyordu. Ta ki 17 Aralık 1273 gecesine, Şeb-i arus’a dek.

 

           Şeb-i arus, yani düğün gecesi,.Müstesna aşıkın .”Can Musa’m Tur dağına çıktı; benim buluşma zamanım geldi” dediği geceydi o.”Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama.Bizim mezarımız arif kişilerin gönüllerindedir.” dediği geceydi.
 
                        İskender PalaAnadolu’nun Işığı
Bu yazı Iskender Pala içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s